Kadınların Yüzde Kaçı Kuaförden Mutlu Ayrılıyor Biri Bana Söylesin!


Son yıllarda azalmakla birlikte, benim de hatırı sayılır bir kuaför geçmişim var her bayan gibi. En son bundan 2 ay önce kırıklarımı aldırmaya gitmiştim yanlış hatırlamıyorsam. En son 2 ay önce gitmiş olmamın ve bu iki aylık süre içerisinde hiç gitmememin nedeni elbette bakıma ihtiyacım olmaması değil, aksine deliler gibi ihtiyacım var şöyle adam akıllı bir elden geçmeye, fakat kuaförlerde yapılan işlemlerin güzelleşmek adına olduğunu düşünmüyorum malesef. Çünkü her kuaförden çıktığımda kendimi inanılmaz kötü hissediyorum. Hatta nerede bir "güzellik salonu" yazısı görsem, içten içe bu ironiye takılı kalıyorum. Peki neden? İşlem sırası ile anlatayım efenim;

1. Kaş, Bıyık, Ağda Seansları: Şu ana kadar kaşları inceltmeden kaşa şekil verebilen şöyle becerikli bir kuaföre rastlamadım ben, yok. Özellikle iple yapılan kaş alımlarında kaş bölgesini germek için yapılan itme, çekme hareketlerinin göz çevreme zarar verdiğini düşünüyorum. Ben göz çevresi kremi sürerken bile göz çevremi yıpratmamak için kremi pıt pıt dokunuşlarla süren insanım, iki tane kıl tüy alınacak diye neden geriyorum yüzümü anlam veremiyorum. Bir de o ipi etime sıkıştırmıyorlar mı, kıl tüy görünmesin derken yara izleriyle dolaşıyorum bütün hafta boyunca ondan sonra.

Onu bırak, üst üste 1-2 ay kuaföre aldırarak Adile Naşit inceliğine gelen kaşlarımı, bu bir kaç aylık süre sonunda 1 hafta nadasa bırakarak eski kalınlığına getirmeye uğraşıyorum. Bu süre zarfında bütün girdiğim ortamlarda, o bir hafta boyunca uzatmaya çalıştığım ama birbirinden bağımsız ve dağınık uzayan kaşlarla dolaşmak zorunda kalıyorum.

Ama çözümünü buldum arkadaşlar, konuyla ilgili bütün pratiklerimi yaptım, videoları izledim, blogları okudum ve evet artık kendi kaşlarımı kendim alıyorum. İnceliğini ve şeklini kendim ayarlıyorum ve eskisine göre kafam kesinlikle daha rahat. Eeee ne demişler; kötü komşu insanı ev sahibi yapar..

Ağda nedeniyle moraran kol ve bacak olayına ise hiç girmiyorum ki kendileri lise mezuniyetimde morarttıkları kol ve bacaklarımla, bütün gece "dayak mı yedin sen" sorularıyla muhatap olmamı sağlamışlardı.

2- Saç Kestirme: Aslında en muzdarip olduğum konu bu, ve biliyorum çoğumuzun da bu şekilde. Ben sadece kırıkları alabilen bir kuaför tanımadım daha. Sadece kırıklarımı aldırıcam, boyu kısalmasın, bi parmağı geçmesin diye kuaförümüze yaptığımız uyarıların çoğu hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor malesef. Saçımın yarısı, üstelik gözlerimin önünde, adı kırık alma operasyonu olan bir soykırımla hunharca kesiliyor. Kesim esnasında yere düşen her bir tutam evlat acısı gibi içime oturuyor. Bazen bu kıyıma seyirci kalmamak için açıp telefonumu oyun oynuyorum kesim bitene kadar. İçimden; kuaför çıkışı, hemen o geceden başlamak üzere, saçıma uygulayacağım saç uzatma bakımlarını düşünmeye çalışıyorum; badem yağları, yılan yağları beynimin içinde havalarda uçuşuyor.

Bu soruna da kendimce bir çözüm bulmaya çalıştım. Öncelikle saç kırıklarımı çok uzun aralarla aldırmayı denedim. Bu konuda çok başarılı olduğumu söyleyemem; sebepleri 1: saçlarım bu süre içerisinde çok kırıldı ve yıprandı, 2: kırılan, yıpranan ve zaten kesilmeyen saçlarım hiç ama hiç uzamadı.

Ben de ikinci çözüme başvurdum. Saçlarımı her yıkamada ufak bir saç makası ile uçlarından kesiyorum ve saçlarımın uçlarının nefes almasını sağlıyorum. Bu işlemi sürekli yaptığım için kırıklar gün geçtikçe azalıyor ve saçlarımı sürekli kestiğim için  saçlarım daha hızlı uzuyor. Zamanla şekli bozulmuyor mu: evet bozuluyor, bu zamanlarda gözümü karartıp kuaföre gidiyorum evet. Ama en azından bu travmayı eskisi kadar sık yaşamıyorum artık.

3- Saç Boyama: Hayatımda bu kadar uzun süren başka bir işlem daha görmedim ben. O kadar boşa geçen ve o kadar acı veren bir zaman dilimi ki bu, nefret ediyorum boşa geçen bu zaman diliminden. Saç boyatacaksam eğer kuaföre asla yalnız gitmiyorum bir kere, o kadar uzun süre kuaförde yalnız takılırsan eğer, mutlaka geveze bir kuaföre denk gelirsin ve kafanı ütüler bütün işlem boyunca. Onun saçından girer, bunun röflesinden çıkar tüm müşterileri tek tek eleştirir önce, yetmez etrafta çalışan kendisinden daha deneyimsiz asistanlara çatar, o da yetmez facebook ve instagram adresini verir, seni sosyal medyada kendisini takip etmen için taciz eder.

Saç rengini daha açık istersin daha koyu yapar; koyu istersin açık yapar; sarı istersin yeşile çalar, kızıl istersin kahveye vurur, itiraz edersin yıkadıkça rengi oturacak der. Yıkadıkça saç rengi oturur evet, ama senin yaptığın renk yeşilden çıkıp da sarıya oturmaz arkadaşım, yok öyle bir dünya..

Bu soruna da şimdilik çözüm buldum sanırım; saçlarımın boyasını ve röflesini artık kendim yapıyorum, brezilya fönü olayına bile girdim ki ikisinin de yazılar blogda mevcut. Hem daha uygun maliyetli hem de ev konforunda. Daha ne isteyeyim.

4- Topuz, Fön, Maşa vs: Anlatacak çok şey var, bu başlıklar uzar gider aslında, o yüzden kısaca değineyim. Fön çekilirken hangi fönün ertesi güne kalıp hangisinin daha salondan çıkar çıkmaz bozulacağını anlayabiliyorum artık ben. Kuaförün saçıma fön çekmeye başlamasından yaklaşık 1 dakika sonra oluşuyor tüm bu düşünceler kafamda.

Fön makinasını tutuşundan, ikinci kat föne hiç girişmemesinden, saçlarıma uyguladığı güçten kuvvetten, her tutama fön çektiğinde yüzümdeki memnuniyeti ölçmek için yüzüme bakışından, fön çektiği tutamları kıvırarak omzuma atışından vs. vs. o kadar çok gösterge var ki hangisini sayayım..

Maşa olayı 90'ların kına gecelerinden öteye geçemiyor malesef. Topuzlar hala Hülya Avşar'ın gençlik halleri, Hülya vazgeçti, kuaförler vazgeçemedi.

Azıcık kabiliyetiniz varsa oturun kendiniz yapın arkadaşlar. Düzleştiricilerden, maşalara, lazer makinalarından, pratik ağda makinalarına teknoloji tüm nimetleri ayağımıza sermiş. En bakımlı kadın kuaför yüzü görmemiş kadındır, bence bu kadar net.

Sevgilerimle.





Yorumlar