Önce Kendinize Güvenin!! Özgüven Eksikliğinin Nedenleri Nelerdir? (Self Confidence, Reasons of the Lack Of Self Confidence?)
Merhabalar;
Dün uzun süredir konuşmadığım bir kız arkadaşımla yolda karşılaştık. Gayet bakımlı ve hoş bir bayandır; makyajı, giyimi kuşamı her zaman eksiksizdir, hiç bir zaman paspal veya dağınık göremezsiniz. Ayaküstü sohbet ederken farkettim ki bi eli ayağı titremeye başladı, beni gördüğü veya ansızın karşılaştığımız için heyecan yaptı sanırım. Dışarıdan baktığınızda son derece özgüvenli ve güçlü bir duruş sergileyen bu kıza ne olmuştu da beni gördüğünde panik yapmıştı? Benden kaynaklandığını düşünmüyorum, gördüğünüzde elinizi ayağınızı titretecek kadar abartılı bir güzelliğe sahip değilim;) Akşam servisle eve dönerken aklıma takıldı bu konu.
Özgüven eksikliği bilinenin aksine çok sinsi ve yaygın bir rahatsızlık, rahatsızlık diyorum çünkü tıpkı fiziksel bir hastalık gibi insanın yaşamını kısıtlayan, insanın yapabileceklerinin önünü tıkayan ve olduğumuzdan daha kısıtlı ve daha "AZ" yaşamamıza neden olan bir durum.
Çocukluğumdaki bazı anıları düşündüğümde o dönemler yaşadığım özgüvensizliklerin beni ne kadar kısıtladığını anımsayabiliyorum. Bildiğim halde sınıfta sırf topluluk önünde konuşmaktan korktuğum için parmak kaldıramadığım sorular, yazılı sınavlardan değil de sözlü sınavlardan çekinmem, resmi bayramlarda yapılan gösterilerde yer almamak için elimden gelen tüm çabayı sarfetmem, öğretmenler odasına girmekten korkmam ve daha bunun gibi pek çok örnek..Şimdi nedenlerini sorguladığımda az çok kendi duygu durumumu çözümleyebiliyorum. Çocuklukta başlayan özgüven eksikliği, kişi bunun farkına varmaz veya üzerine gitmezse ileride sosyal fobiye kadar ilerleyebiliyor. Bu anlamda kişinin kendi tanısını koyup korkularının üzerine gitmesi kendi kişisel gelişimi ve ilerideki sosyal hayatı ve psikolojik durumu açısından büyük önem taşıyor.
Çocuklukta başlayan özgüven eksikliğinin en önemli nedenlerinden biri çocuğun önemsiz olduğunu hissettiği bir ortamda büyümesi. Aile içerisinde birey olarak değer görmemesi, sözlerinin davranışlarının dikkate alınmaması, küçümsenmesi, aşağılanması. Bu bazen sadece ailedeki tek bir kişi tarafından çocuğa hissettirilirken bazen ailenin tamamı tarafından da uygulanabiliyor. Çocuk daha küçük yaşta, fikirlerinin görüşlerinin diğer insanların dinlemesine değer olmadığı düşüncesine kapılıyor, kendi düşüncelerini küçümsüyor ve artık düşüncelerini dile getirmemeye başlıyor. Daha az konuşan daha içine kapanık bir çocuk haline geliyor ve kendine verdiği değer azalıyor. Böyle bir aile ortamında yetişen çocuk yarın öbür gün sosyal bir ortama girdiğinde daha da sessiz ve içine kapanık bir hale geliyor. Kendisine söz verildiğinde, o güne kadar düşüncelerine kıymet verilmeyen çocuk afallıyor, artık üretmekten ve dillendirmekten vazgeçtiği düşüncelerini olduğu gibi aktaramıyor.
Çocukta daha küçük yaşta özgüven yıkımına neden olan olaylardan biri de çocuğun diğer insanların yanında sürekli aşağılanması ve aslında yapabileceği şeylerin "SEN YAPAMAZSIN, BECEREMEZSİN" yıldırmaları ile çocuğun bilinç altına empoze edilmesi. Bir insana verebileceğiniz en büyük zarar onu kapasitesinin olmadığına inandırmaktır. Öğrenilmiş çaresizlik olarak da adlandırılan bu durum ile kişi mevcut kapasitesinin karşısındakinin kendisine empoze ettiği kadar olduğuna inanır ve ona göre hareket etmeye başlar. Daha fazlası için çaba göstermez. Halbuki hiç bir başarı çaba göstermeksizin elde edilemez.
Bir diğer ve bence en yıkıcı olan ise çocuğa uygulanan şiddet ve taciz olayları. İnsanın özgüvenini yerle bir eden, onun daha aciz hissetmesini sağlayan başka bir olay yeryüzünde olamaz sanırım. Çocuk karşısındaki ebeveynin kendisini beğenmemekle birlikte aynı zamanda zarar vermek istediğini hissettiğinde bir daha nasıl kendine güvenebilir, sağlıklı ve özgüvenli bir yetişkin olma yolunda ilerleyebilir? Hayatta kendisine en yakın ve en güvendiği insanlardan oluşan ailesi bile kendisine böyle davranırken diğer insanlardan nasıl çekinmez/korkmaz.Nasıl sağlıklı bir geleceğe sahip olabilir? Taciz konusuna girmek bile istemiyorum.
Ortaokulda bir arkadaşım vardı. Sarı saçlı, masmavi gözlü çok güzel bir kızdı. Hiç konuşmazdı, kendisine yöneltilen sorulara mümkün olan en kısa ve en az sayıda kelimeyle cevap verir sonra yine kendi sessizliğine gömülürdü. Ara sıra insanlar onu muhabbetlerine dahil etmek isterler ve yanlarına çağırırlardı, sohbet ortamlarında yine sessizliğini korur, önüne bakar ve sohbete hiç eşlik etmezdi. O böyle davrandıkça insanlar onu yanlarına çağırmaz oldular, sınıfta genelde tek başına otururdu. Bazen onun sessizce ağladığını görürdüm, belli ki içerisinde olduğu durumdan o da rahatsızdı fakat bunu yenemiyordu. Seneler geçti, şu an ikimiz de birer yetişkin olduk. Yüzyüze hiç karşılaşmadım, facebook'tan evlendiğini gördüm, bir süre sonra da boşandığı haberini aldım. Muhtemelen bu rahatsızlığı azalmakla birlikte hala devam etmekteydi, belki de evliliğinin sona ermesindeki nedenlerden biri de bu rahatsızlığıydı, ya da değildi bilemiyorum. Ama içimde bir yer hep o küçük çekingen kız için üzülür, yardım edebilir miydim, değiştirebilir miydim acaba diye pişmanlık duyar.
Başka bir arkadaşım daha geldi aklıma, yıllıktaki sayfama şöyle yazmıştı: "Bana ve espirilerime o kadar çok güldün ki, sayende espiri kabiliyetim gelişti". Bu cümle basit ama olayı özetleyen bir cümle aslında. Hepimiz toplumda ne kadar kabul gördüğümüzü, insanların ve toplumun bizi ne kadar onayladığını önemseyen insanlarız. Onaylandığımız, sevildiğimiz ve güvende hissettiğimiz ortamlarda rahatken, sevilmediğimizi hissettiğimiz ( sevilmemek bile değil, bize karşı birşey hissedilmediğini, o toplumdaki insanlar için bir önemimiz olmadığını bile bildiğimizde), kabul görmediğimiz ve güvende hissetmediğimiz ortamlarda yalnız ve çekingeniz.
Nasıl bir insansın diye sorulduğunda bazen düşünüyorum; bazı ortamlarda oldukça sosyal ve komik, bazı ortamlarda çekingen, bazı ortamlarda gergin ve sinirli, bazı ortamlarda ise oldukça rahat ve sakinim. Bana ne verirseniz ben oyum, ayna gibi bana hangi ışık çarparsa o ışığı yansıtırım. Çocukları ise bizden farklı olarak hafızası olan aynalara benzetiyorum. Onlar kendilerine yansıtılan negatif ve karanlık ışıkları yansıtmakla birlikte hafızaya ve bilinçaltına da işliyorlar. Bilinçaltı çatlaklarla dolu olan bir insan ister istemez yetişkinliğinde o bilinçaltındaki çatlaklardan sızanlarla kirletiyor bugünlerini.
Biraz uzun bir yazı oldu, bir başka yazıda da özgüvenimizi nasıl geri kazanabiliriz, bu konuyu sesli düşünürüz belki ne dersiniz?
Sevgiyle kalın;)
Dün uzun süredir konuşmadığım bir kız arkadaşımla yolda karşılaştık. Gayet bakımlı ve hoş bir bayandır; makyajı, giyimi kuşamı her zaman eksiksizdir, hiç bir zaman paspal veya dağınık göremezsiniz. Ayaküstü sohbet ederken farkettim ki bi eli ayağı titremeye başladı, beni gördüğü veya ansızın karşılaştığımız için heyecan yaptı sanırım. Dışarıdan baktığınızda son derece özgüvenli ve güçlü bir duruş sergileyen bu kıza ne olmuştu da beni gördüğünde panik yapmıştı? Benden kaynaklandığını düşünmüyorum, gördüğünüzde elinizi ayağınızı titretecek kadar abartılı bir güzelliğe sahip değilim;) Akşam servisle eve dönerken aklıma takıldı bu konu.
Özgüven eksikliği bilinenin aksine çok sinsi ve yaygın bir rahatsızlık, rahatsızlık diyorum çünkü tıpkı fiziksel bir hastalık gibi insanın yaşamını kısıtlayan, insanın yapabileceklerinin önünü tıkayan ve olduğumuzdan daha kısıtlı ve daha "AZ" yaşamamıza neden olan bir durum.
Çocukluğumdaki bazı anıları düşündüğümde o dönemler yaşadığım özgüvensizliklerin beni ne kadar kısıtladığını anımsayabiliyorum. Bildiğim halde sınıfta sırf topluluk önünde konuşmaktan korktuğum için parmak kaldıramadığım sorular, yazılı sınavlardan değil de sözlü sınavlardan çekinmem, resmi bayramlarda yapılan gösterilerde yer almamak için elimden gelen tüm çabayı sarfetmem, öğretmenler odasına girmekten korkmam ve daha bunun gibi pek çok örnek..Şimdi nedenlerini sorguladığımda az çok kendi duygu durumumu çözümleyebiliyorum. Çocuklukta başlayan özgüven eksikliği, kişi bunun farkına varmaz veya üzerine gitmezse ileride sosyal fobiye kadar ilerleyebiliyor. Bu anlamda kişinin kendi tanısını koyup korkularının üzerine gitmesi kendi kişisel gelişimi ve ilerideki sosyal hayatı ve psikolojik durumu açısından büyük önem taşıyor.
Çocuklukta başlayan özgüven eksikliğinin en önemli nedenlerinden biri çocuğun önemsiz olduğunu hissettiği bir ortamda büyümesi. Aile içerisinde birey olarak değer görmemesi, sözlerinin davranışlarının dikkate alınmaması, küçümsenmesi, aşağılanması. Bu bazen sadece ailedeki tek bir kişi tarafından çocuğa hissettirilirken bazen ailenin tamamı tarafından da uygulanabiliyor. Çocuk daha küçük yaşta, fikirlerinin görüşlerinin diğer insanların dinlemesine değer olmadığı düşüncesine kapılıyor, kendi düşüncelerini küçümsüyor ve artık düşüncelerini dile getirmemeye başlıyor. Daha az konuşan daha içine kapanık bir çocuk haline geliyor ve kendine verdiği değer azalıyor. Böyle bir aile ortamında yetişen çocuk yarın öbür gün sosyal bir ortama girdiğinde daha da sessiz ve içine kapanık bir hale geliyor. Kendisine söz verildiğinde, o güne kadar düşüncelerine kıymet verilmeyen çocuk afallıyor, artık üretmekten ve dillendirmekten vazgeçtiği düşüncelerini olduğu gibi aktaramıyor.
Çocukta daha küçük yaşta özgüven yıkımına neden olan olaylardan biri de çocuğun diğer insanların yanında sürekli aşağılanması ve aslında yapabileceği şeylerin "SEN YAPAMAZSIN, BECEREMEZSİN" yıldırmaları ile çocuğun bilinç altına empoze edilmesi. Bir insana verebileceğiniz en büyük zarar onu kapasitesinin olmadığına inandırmaktır. Öğrenilmiş çaresizlik olarak da adlandırılan bu durum ile kişi mevcut kapasitesinin karşısındakinin kendisine empoze ettiği kadar olduğuna inanır ve ona göre hareket etmeye başlar. Daha fazlası için çaba göstermez. Halbuki hiç bir başarı çaba göstermeksizin elde edilemez.
Bir diğer ve bence en yıkıcı olan ise çocuğa uygulanan şiddet ve taciz olayları. İnsanın özgüvenini yerle bir eden, onun daha aciz hissetmesini sağlayan başka bir olay yeryüzünde olamaz sanırım. Çocuk karşısındaki ebeveynin kendisini beğenmemekle birlikte aynı zamanda zarar vermek istediğini hissettiğinde bir daha nasıl kendine güvenebilir, sağlıklı ve özgüvenli bir yetişkin olma yolunda ilerleyebilir? Hayatta kendisine en yakın ve en güvendiği insanlardan oluşan ailesi bile kendisine böyle davranırken diğer insanlardan nasıl çekinmez/korkmaz.Nasıl sağlıklı bir geleceğe sahip olabilir? Taciz konusuna girmek bile istemiyorum.
Ortaokulda bir arkadaşım vardı. Sarı saçlı, masmavi gözlü çok güzel bir kızdı. Hiç konuşmazdı, kendisine yöneltilen sorulara mümkün olan en kısa ve en az sayıda kelimeyle cevap verir sonra yine kendi sessizliğine gömülürdü. Ara sıra insanlar onu muhabbetlerine dahil etmek isterler ve yanlarına çağırırlardı, sohbet ortamlarında yine sessizliğini korur, önüne bakar ve sohbete hiç eşlik etmezdi. O böyle davrandıkça insanlar onu yanlarına çağırmaz oldular, sınıfta genelde tek başına otururdu. Bazen onun sessizce ağladığını görürdüm, belli ki içerisinde olduğu durumdan o da rahatsızdı fakat bunu yenemiyordu. Seneler geçti, şu an ikimiz de birer yetişkin olduk. Yüzyüze hiç karşılaşmadım, facebook'tan evlendiğini gördüm, bir süre sonra da boşandığı haberini aldım. Muhtemelen bu rahatsızlığı azalmakla birlikte hala devam etmekteydi, belki de evliliğinin sona ermesindeki nedenlerden biri de bu rahatsızlığıydı, ya da değildi bilemiyorum. Ama içimde bir yer hep o küçük çekingen kız için üzülür, yardım edebilir miydim, değiştirebilir miydim acaba diye pişmanlık duyar.
Başka bir arkadaşım daha geldi aklıma, yıllıktaki sayfama şöyle yazmıştı: "Bana ve espirilerime o kadar çok güldün ki, sayende espiri kabiliyetim gelişti". Bu cümle basit ama olayı özetleyen bir cümle aslında. Hepimiz toplumda ne kadar kabul gördüğümüzü, insanların ve toplumun bizi ne kadar onayladığını önemseyen insanlarız. Onaylandığımız, sevildiğimiz ve güvende hissettiğimiz ortamlarda rahatken, sevilmediğimizi hissettiğimiz ( sevilmemek bile değil, bize karşı birşey hissedilmediğini, o toplumdaki insanlar için bir önemimiz olmadığını bile bildiğimizde), kabul görmediğimiz ve güvende hissetmediğimiz ortamlarda yalnız ve çekingeniz.
Nasıl bir insansın diye sorulduğunda bazen düşünüyorum; bazı ortamlarda oldukça sosyal ve komik, bazı ortamlarda çekingen, bazı ortamlarda gergin ve sinirli, bazı ortamlarda ise oldukça rahat ve sakinim. Bana ne verirseniz ben oyum, ayna gibi bana hangi ışık çarparsa o ışığı yansıtırım. Çocukları ise bizden farklı olarak hafızası olan aynalara benzetiyorum. Onlar kendilerine yansıtılan negatif ve karanlık ışıkları yansıtmakla birlikte hafızaya ve bilinçaltına da işliyorlar. Bilinçaltı çatlaklarla dolu olan bir insan ister istemez yetişkinliğinde o bilinçaltındaki çatlaklardan sızanlarla kirletiyor bugünlerini.
Biraz uzun bir yazı oldu, bir başka yazıda da özgüvenimizi nasıl geri kazanabiliriz, bu konuyu sesli düşünürüz belki ne dersiniz?
Sevgiyle kalın;)
Yorumlar
Yorum Gönder