Merhabalar;
Güzelliğin yolunun sadece kaliteli makyaj malzemeleri ile kendimizi parlatmaktan ibaret olmadığını düşünenlerdenim. Hatta makyajın insanı güzelleştirmediğini, sadece günü kurtarıp o gün için sizin güzel görünmenizi sağladığını, akşam olup makyajınızı çıkardığınızda da güzel görünebilmenin yolunun sağlıklı beslenmekten, vücudumuzun ve ruhumuzun ihtiyaç duyduğu gıdaları almaktan geçtiğine inanıyorum.
Geçen gün Ahmet Maranki'nin konuk olduğu bir sabah programına denk geldim, konu soframızda yer alan rafine tuzun, doğadaki tuzdan çok çok uzakta bir madde olduğundan, normal tuzda 86 adet mineral bulunduğu halde, soframıza gelen rafine tuzda sadece 1 tek mineral bulunduğundan bahsediyordu. Bir mühendis olarak bu konunun farkındaydım ama programı izleyip konuyu biraz araştırdığımda durumun sandığımdan daha da vahim olduğunu keşfettim.
Öncelikle sofralarımızda tükettiğimiz rafine tuz, Türkiye tuz üretimini büyük oranda karşılayan Tuz Gölü'nden elde edilmekte. Tuz gölü ise artık fabrika artıkları ve karışan kanalizasyonlar ile büyük oranda kirletilmiş durumda.Tuz Gölüne dökülen en büyük akarsu Konya'nın şehir kanalizasyonudur. Çumra yönüne verilen kanalizasyon bu doğrultu üzerinden maalesef herhangi bir arıtmaya tabi tutulmadan doğrudan Tuz Gölü'ne akıtılmaktadır.
Bir milyonu gecen şehir nüfusunun sanayi artıklarını da taşıyan şehir kanalizasyonu bizlere iyotlu ya da iyotsuz tuz olarak geri dönmektedir.
Bununla beraber elde edilen rafine tuzun %97'si NaCl, yani sodyum klorürden, geri kalanı ise iyot, nem alıcı kimyasallar, E530, E533, E550 ve Alüminyum Hidroksitten (ki en kötüsü de bu) oluşmakta. Eğer çocukluğunuzdan itibaren bu tuzu kullanıyorsanız Alzheimer hastalığına yakalanma ihtimaliniz oldukça yüksek. Bunun yanı sıra tuz rafine edilirken yaklaşık 650 derece sıcaklığa maruz bırakılıyor ki bu kimyasal yapısının değişmesi için oldukça uygun bir sıcaklık.
Aşırı rafine tuz aldığınızda hücre içinden su çekilir, hücre buruşur.Yüksek tansiyon, eklem hastalıkları ve daha bir çok probleme neden olur bu durum. Vücut rafine edilmiş tuzu bir zehir olarak algılıyor ve bir an önce böbreklerden atmak için böbreklere baskı yapıyor ki bu durum böbreklerimize zarar veriyor. Hücre içinde su birikmelerine sebep olduğu için kadınlardaki selülitin başlıca nedenlerinden biri de rafine tuzlar. Vücuttan atılamayan rafine tuzlar ise tekrar kristalleşerek eklemlerde birikiyor ve çeşitli romatizma hastalıklarına davetiye çıkarıyor. Aynı zamanda böbreklerde taş oluşumunun sebebi de yine bu rafine tuzlar.*
Peki tuz yemezsek iyot ihtiyacımızı nasıl karşılarız?
Öncelikle iyot insanların büyüme ve gelişmesi için önemli bir yapı taşıdır. İnsan vucudunda çok az miktarda bulunmakla birlikte büyük bölümü dışarıdan besinler ile alınız. Bir insanın günlük ortalama iyot ihtiyacı yetişkinlerde 150 mikrogram iken hamile ve emziren kadınlarda 250 mikrogramdır. Açıkta duran ve ışık gören tuzlardaki iyotun uçup gittiğini de hesaba katarsak yediğimiz iyotlu tuzlar, iyotlu değil sadece sodyum klorürden oluşan vücuda tamamen yabancı farklı bir kimyasaldır ve vücutta eklem ağrıları ve ödem yapmaktan başka bir işe de yaramamaktadır. Deniz ürünler, süt, yumurta, balık, meyve ve sebze tüketerek de elde edebiliriz, bu besinler de yüksek oranda iyot içerir. Aynı zamanda yüksek pişirme ısıları da iyotu öldürebileceği için besinlerimizi çok yüksek ısıya maruz bırakmamalıyız.
Peki ne yapalım? Rafine tuz yerine ne kullanalım?
Rafine tuz yerine iri kristalli doğal tuz kullanalım. Böylece vucudumuza daha çok mineral alalım ve daha sağlıklı olalım. Eklem ağrılarımızdan, romatizmalarımızdan, selülitlerimizden ve ödemlerimizden kurtulalım. Böbreklerimizi koruyalım.
Peki doğal tuzu nasıl anlarız?
Doğal tuz irili ufaklı kristallerden oluşur, yani toz gibi değildir, katı ve irili ufaklı taşlar gibidir. Kristallerinin boyutu eşit değildir, akıcı değildir. Eğer buna rağmen doğal tuzu ayırd edemiyorsanız aşağıdaki yöntem size yardımcı olacaktır:
Yarım çay bardağı üzüm sirkesi içine 1 tatlı kaşığı tuz atın. 5-10 dakika kadar bekleyin. Sirke yeni açılmış gazlı içecekler gibi aşağıdan yukarı doğru köpürmeye başlıyor ve bir süre sonra da bulanıklaşıyorsa o tuz doğal değildir.
İşte bu kadar basit.
Doğal tuzu aynı zamanda bulunduğunuz ortamlarda da muhafaza edin. Doğal tuz, havadaki elektrik akımının etkiliyor. Elektronik aletler, yapay ışıklar, havalandırma sistemlerinden gelen suni hava ve modern bina yapımında kullanılan malzemeler yoğun bir pozitif iyon üretimine yol açıyor. Doğal tuz negatif iyon salgılayarak havadaki iyonları nötrlüyor, ruh sağlığımızın düzelmesine katkıda bulunuyor.
Mekke'den Medine'ye hicret eden Hz. Muhammed'in devesinin üzerinde tuz bulunduğu ve bu tuzun Medine'ye gidene kadar nazardan eridiği rivayet edilir. Nazara karşı yanınızda doğal tuz bulundurmanız kötü bakışlardan ve enerjiden sizleri korur.
İşte böyle sevgili arkadaşlar.
Vücudumuz bizim mabedimiz, ne verirsek onu alırız.
Vücudunuza iyi bakın, sevgiyle kalın;)
Güzelliğin yolunun sadece kaliteli makyaj malzemeleri ile kendimizi parlatmaktan ibaret olmadığını düşünenlerdenim. Hatta makyajın insanı güzelleştirmediğini, sadece günü kurtarıp o gün için sizin güzel görünmenizi sağladığını, akşam olup makyajınızı çıkardığınızda da güzel görünebilmenin yolunun sağlıklı beslenmekten, vücudumuzun ve ruhumuzun ihtiyaç duyduğu gıdaları almaktan geçtiğine inanıyorum.
Geçen gün Ahmet Maranki'nin konuk olduğu bir sabah programına denk geldim, konu soframızda yer alan rafine tuzun, doğadaki tuzdan çok çok uzakta bir madde olduğundan, normal tuzda 86 adet mineral bulunduğu halde, soframıza gelen rafine tuzda sadece 1 tek mineral bulunduğundan bahsediyordu. Bir mühendis olarak bu konunun farkındaydım ama programı izleyip konuyu biraz araştırdığımda durumun sandığımdan daha da vahim olduğunu keşfettim.
Öncelikle sofralarımızda tükettiğimiz rafine tuz, Türkiye tuz üretimini büyük oranda karşılayan Tuz Gölü'nden elde edilmekte. Tuz gölü ise artık fabrika artıkları ve karışan kanalizasyonlar ile büyük oranda kirletilmiş durumda.Tuz Gölüne dökülen en büyük akarsu Konya'nın şehir kanalizasyonudur. Çumra yönüne verilen kanalizasyon bu doğrultu üzerinden maalesef herhangi bir arıtmaya tabi tutulmadan doğrudan Tuz Gölü'ne akıtılmaktadır.
Bir milyonu gecen şehir nüfusunun sanayi artıklarını da taşıyan şehir kanalizasyonu bizlere iyotlu ya da iyotsuz tuz olarak geri dönmektedir.
Bununla beraber elde edilen rafine tuzun %97'si NaCl, yani sodyum klorürden, geri kalanı ise iyot, nem alıcı kimyasallar, E530, E533, E550 ve Alüminyum Hidroksitten (ki en kötüsü de bu) oluşmakta. Eğer çocukluğunuzdan itibaren bu tuzu kullanıyorsanız Alzheimer hastalığına yakalanma ihtimaliniz oldukça yüksek. Bunun yanı sıra tuz rafine edilirken yaklaşık 650 derece sıcaklığa maruz bırakılıyor ki bu kimyasal yapısının değişmesi için oldukça uygun bir sıcaklık.
Aşırı rafine tuz aldığınızda hücre içinden su çekilir, hücre buruşur.Yüksek tansiyon, eklem hastalıkları ve daha bir çok probleme neden olur bu durum. Vücut rafine edilmiş tuzu bir zehir olarak algılıyor ve bir an önce böbreklerden atmak için böbreklere baskı yapıyor ki bu durum böbreklerimize zarar veriyor. Hücre içinde su birikmelerine sebep olduğu için kadınlardaki selülitin başlıca nedenlerinden biri de rafine tuzlar. Vücuttan atılamayan rafine tuzlar ise tekrar kristalleşerek eklemlerde birikiyor ve çeşitli romatizma hastalıklarına davetiye çıkarıyor. Aynı zamanda böbreklerde taş oluşumunun sebebi de yine bu rafine tuzlar.*
Peki tuz yemezsek iyot ihtiyacımızı nasıl karşılarız?
Öncelikle iyot insanların büyüme ve gelişmesi için önemli bir yapı taşıdır. İnsan vucudunda çok az miktarda bulunmakla birlikte büyük bölümü dışarıdan besinler ile alınız. Bir insanın günlük ortalama iyot ihtiyacı yetişkinlerde 150 mikrogram iken hamile ve emziren kadınlarda 250 mikrogramdır. Açıkta duran ve ışık gören tuzlardaki iyotun uçup gittiğini de hesaba katarsak yediğimiz iyotlu tuzlar, iyotlu değil sadece sodyum klorürden oluşan vücuda tamamen yabancı farklı bir kimyasaldır ve vücutta eklem ağrıları ve ödem yapmaktan başka bir işe de yaramamaktadır. Deniz ürünler, süt, yumurta, balık, meyve ve sebze tüketerek de elde edebiliriz, bu besinler de yüksek oranda iyot içerir. Aynı zamanda yüksek pişirme ısıları da iyotu öldürebileceği için besinlerimizi çok yüksek ısıya maruz bırakmamalıyız.
Peki ne yapalım? Rafine tuz yerine ne kullanalım?
Rafine tuz yerine iri kristalli doğal tuz kullanalım. Böylece vucudumuza daha çok mineral alalım ve daha sağlıklı olalım. Eklem ağrılarımızdan, romatizmalarımızdan, selülitlerimizden ve ödemlerimizden kurtulalım. Böbreklerimizi koruyalım.
Peki doğal tuzu nasıl anlarız?
Doğal tuz irili ufaklı kristallerden oluşur, yani toz gibi değildir, katı ve irili ufaklı taşlar gibidir. Kristallerinin boyutu eşit değildir, akıcı değildir. Eğer buna rağmen doğal tuzu ayırd edemiyorsanız aşağıdaki yöntem size yardımcı olacaktır:
Yarım çay bardağı üzüm sirkesi içine 1 tatlı kaşığı tuz atın. 5-10 dakika kadar bekleyin. Sirke yeni açılmış gazlı içecekler gibi aşağıdan yukarı doğru köpürmeye başlıyor ve bir süre sonra da bulanıklaşıyorsa o tuz doğal değildir.
İşte bu kadar basit.
Doğal tuzu aynı zamanda bulunduğunuz ortamlarda da muhafaza edin. Doğal tuz, havadaki elektrik akımının etkiliyor. Elektronik aletler, yapay ışıklar, havalandırma sistemlerinden gelen suni hava ve modern bina yapımında kullanılan malzemeler yoğun bir pozitif iyon üretimine yol açıyor. Doğal tuz negatif iyon salgılayarak havadaki iyonları nötrlüyor, ruh sağlığımızın düzelmesine katkıda bulunuyor.
Mekke'den Medine'ye hicret eden Hz. Muhammed'in devesinin üzerinde tuz bulunduğu ve bu tuzun Medine'ye gidene kadar nazardan eridiği rivayet edilir. Nazara karşı yanınızda doğal tuz bulundurmanız kötü bakışlardan ve enerjiden sizleri korur.
İşte böyle sevgili arkadaşlar.
Vücudumuz bizim mabedimiz, ne verirsek onu alırız.
Vücudunuza iyi bakın, sevgiyle kalın;)
Yorumlar
Yorum Gönder