Kadın battaniyesinin altında gözlerini açtı. Bir an, kısa bir an nerede olduğunu, ne yaptığını anlamaya çalıştı, gerçek dünyaya alışmak için her sabah uyandığında bir kaç saniye bu duyguyu yaşardı. Birden kalbine dün geceden hiç de yabancı olmadığı bir sızı yerleşti. Hatırlamıştı yerini, yine çöreklendi yüreğine. Bir an ne olup bittiğini düşündü en baştan. Hatırladı, dün akşam saat 18:30 sıralarında mutluydu, tamam mutlu değildi belki ama en azından şu an hissettiği kadar mutsuz da değildi..Her akşamki gibi işten geldi, çantasını açık bıraktığı ütü masasının üzerine koydu, üzerinden onu gün boyunca sıkan daracık kotunu çıkardı, rahat ve konforlu polar eşofman altını giyindi, kotunu katladı yerine koydu, alelacele çantasından telefonunu kaptı ve bütün ağırlığını en çok sevdiği koltuğunun üzerine hoyratça bıraktı. Çok yorgundu.Sonunda haftayı bitirmişti evet ama kendi de bitmişti. Hızlıca gelen arama, mesaj var mı kontrol etti. Yoktu. Saat kaç olmuştu ve gelen hiç bir arama yoktu. Adam, sabah sadece bir günaydın mesajı atmıştı..Görevmiş gibi, içi boş, içten gelmediği çok açık..
Kadının aşk anlayışı farklıydı, oldum olası aşk klişelerinden hoşlanmazdı, bıt bıt günde 500 tane mesaj atmak değildi aşktan anladığı evet ama tek bir arama ile mesaj ile bile onu düşündüğünü, merak ettiğini hissettirebilmekti. Yani nasıl olduğunu anlatamazdı ama işte bir hareketiyle derinden hissetmekti. En yakın arkadaşı Derya'nın meşhur lafı geldi aklına..Kadın sevildiğini de, aldatıldığını da, sevilmediğini ve hatta artık istenmediğini de hissederdi. Erkeğin bir hareketi yeterdi bütün bunları anlamasına. Öyleyse kadın sevilmiyordu, çünkü son bir kaç aydır bunu hiç hissetmemişti. İnsanın neden sevgilisi olur ki diye düşündü kadın, bana bu güzel duyguları yaşatmayacaksa insanın neden bir sevgilisi olur, sadece olsun diye mi, bunun sevgilisi var desinler diye mi..
O an karar verdi, bu ilişki bitmeli..Belki gitme cesaretini gösteren o olacaktı ama aslında giden çoktan gitmişti bu ilişkiden. Uzun süredir çoktan kalkmış olan bir treni peronda tek bekleyenin kendisi olduğunu hissetti. Belki daha fazla mutsuz olmamak için, belki özsaygısından, belki de gitmek için değil sadece giden geri gelsin, farketsin, çarketsin diye aradı adamı. Fazla çalmadı telefon, nefes nefese açtı adam, "Canım ya valla hiç vaktim olmadı aramaya, nasılsın, ne yaptın bütün gün, sen niye aramadın" dedi aceleci bir ses tonu ile. Kadın vakti olduğunu biliyordu, instagramda öğle yemeği resimleri vardı, arkadaşları ile plazaya yakın güzel bir mangalbaşına gitmişlerdi. Mutlu görünüyordu resimde. Ondan haber almasa da mutlu olabiliyordu. Yani aslında o zaten o yokken de gayet mutluydu ve onun yokluğunu hissetmiyordu bu mutlulukta. Yani ufak bir ayrıntı aslında, kimsenin sorun etmeyeceği kadar ufak ama işte onun aşkta aradığı bağlılık böyle ufak ayrıntılarda gizliydi. O sevmezdi büyük adımlar atan adamları, o büyük adımlar planlıydı, göz boyamak içindi, kadının adamda asıl görmek istediği adam hiç farkında bile değilken ruhunun verdiği otomatik tepkilerdi. İnceden incelikler, bilinçli olarak değil adamın otomatik olarak verdiği ve kadını sevdiğini, önemsediğini, değer verdiğini hissettiren incelikler. Sürahideki son kalan suyu önce kadının bardağına doldurup garsondan yeni su istemek gibi, kadına gösterme telaşına düşmeden telefonuna onu "Sol Yanım" diye kaydetmek gibi, sabah evden çıkarken çantasına yolda kan şekeri düşmesin diye ufak bir sandviç hazırlayıp bırakmak gibi... gibi.. gibi.. ya da aklına gelmeyen bir sürü şey gibi..
"Bitti" dedi kadın. "Bir daha beni arama, neden diye sorma, sadece bittiğini içimde şiddetle hissediyorum..Bu sana da bana da iyi gelecek..İkimiz için olması gereken "biz" değiliz. Yanımızda olması gerekenler sen ve ben değiliz. Neyse..Hoşçakal."
Adam sessizce dinledi, hiç bir şey demedi, kadın telefonu kapattı, duymaktan korktuklarını söylemesinden korktu belki de. Hayatında ilk kez yalnızlığın canını yakacağını bile bile, canının yanacağını bile bile içinden geleni yaptı.
Görünüşte giden kadındı, kalan adam. Gerçekte ise ikisinden önce bu birlikteliği terkeden aşktı. Kadın sadece aşkın peşinden gitti.
Kadının aşk anlayışı farklıydı, oldum olası aşk klişelerinden hoşlanmazdı, bıt bıt günde 500 tane mesaj atmak değildi aşktan anladığı evet ama tek bir arama ile mesaj ile bile onu düşündüğünü, merak ettiğini hissettirebilmekti. Yani nasıl olduğunu anlatamazdı ama işte bir hareketiyle derinden hissetmekti. En yakın arkadaşı Derya'nın meşhur lafı geldi aklına..Kadın sevildiğini de, aldatıldığını da, sevilmediğini ve hatta artık istenmediğini de hissederdi. Erkeğin bir hareketi yeterdi bütün bunları anlamasına. Öyleyse kadın sevilmiyordu, çünkü son bir kaç aydır bunu hiç hissetmemişti. İnsanın neden sevgilisi olur ki diye düşündü kadın, bana bu güzel duyguları yaşatmayacaksa insanın neden bir sevgilisi olur, sadece olsun diye mi, bunun sevgilisi var desinler diye mi..
O an karar verdi, bu ilişki bitmeli..Belki gitme cesaretini gösteren o olacaktı ama aslında giden çoktan gitmişti bu ilişkiden. Uzun süredir çoktan kalkmış olan bir treni peronda tek bekleyenin kendisi olduğunu hissetti. Belki daha fazla mutsuz olmamak için, belki özsaygısından, belki de gitmek için değil sadece giden geri gelsin, farketsin, çarketsin diye aradı adamı. Fazla çalmadı telefon, nefes nefese açtı adam, "Canım ya valla hiç vaktim olmadı aramaya, nasılsın, ne yaptın bütün gün, sen niye aramadın" dedi aceleci bir ses tonu ile. Kadın vakti olduğunu biliyordu, instagramda öğle yemeği resimleri vardı, arkadaşları ile plazaya yakın güzel bir mangalbaşına gitmişlerdi. Mutlu görünüyordu resimde. Ondan haber almasa da mutlu olabiliyordu. Yani aslında o zaten o yokken de gayet mutluydu ve onun yokluğunu hissetmiyordu bu mutlulukta. Yani ufak bir ayrıntı aslında, kimsenin sorun etmeyeceği kadar ufak ama işte onun aşkta aradığı bağlılık böyle ufak ayrıntılarda gizliydi. O sevmezdi büyük adımlar atan adamları, o büyük adımlar planlıydı, göz boyamak içindi, kadının adamda asıl görmek istediği adam hiç farkında bile değilken ruhunun verdiği otomatik tepkilerdi. İnceden incelikler, bilinçli olarak değil adamın otomatik olarak verdiği ve kadını sevdiğini, önemsediğini, değer verdiğini hissettiren incelikler. Sürahideki son kalan suyu önce kadının bardağına doldurup garsondan yeni su istemek gibi, kadına gösterme telaşına düşmeden telefonuna onu "Sol Yanım" diye kaydetmek gibi, sabah evden çıkarken çantasına yolda kan şekeri düşmesin diye ufak bir sandviç hazırlayıp bırakmak gibi... gibi.. gibi.. ya da aklına gelmeyen bir sürü şey gibi..
"Bitti" dedi kadın. "Bir daha beni arama, neden diye sorma, sadece bittiğini içimde şiddetle hissediyorum..Bu sana da bana da iyi gelecek..İkimiz için olması gereken "biz" değiliz. Yanımızda olması gerekenler sen ve ben değiliz. Neyse..Hoşçakal."
Adam sessizce dinledi, hiç bir şey demedi, kadın telefonu kapattı, duymaktan korktuklarını söylemesinden korktu belki de. Hayatında ilk kez yalnızlığın canını yakacağını bile bile, canının yanacağını bile bile içinden geleni yaptı.
Görünüşte giden kadındı, kalan adam. Gerçekte ise ikisinden önce bu birlikteliği terkeden aşktı. Kadın sadece aşkın peşinden gitti.
Yorumlar
Yorum Gönder